Bob Dylan
(Source: oldjimmy)
İnsanlara kızmama imkan yoktu, çünkü insanların en kıymetlisi, en iyisi, en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti; diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi? İnsanları sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama da imkan yoktu; çünkü en inandığım, en güvendiğim insanda aldanmıştım. Başkalarına emniyet edebilir miydim?
Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna
1 note, April 27, 2012
“Bazen, biliyor musun? Birçok sorunun cevabı bu aslında: Bazen. Bazen senden nefret ediyorum ve senden de koptukça kendimden uzaklaşıyorum. Sen hiç ağladın mı mesela? Bazen mi? Ölmek bazen, öldürmek kendini. Yani düşünüyor ki insan tek bir hamleyle bütün sorunlarından kurtulabilir. Doğru mu? Benim için tam olarak ne planlıyorsun? Dünya senin kadar temiz kalmayı beceremiyor ve sen suskunluğunu koruyorsun. Yalnız hissediyorum ben buradayken ve bu şekilde ağır geliyor bedenim, ruhum, bazen. Son nefesimde bile senin olmama ihtimalin beni korkutuyor. Hangimiz yok?”
Aytuğ Akdoğan - Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm
0 notes (276 plays), April 22, 2012
Sensizliğin artık acıtmadığı bi sabaha daha, günaydın. Peki neden yanıyor göz çukurlarım?Tam bir yıl olmuş, farkında bile değilim, şimdi takvime bakınca hatırladım. Bir yıl önce almışım ben senin kokunu, sor bana hatırlıyor muyum diye, hatırlamıyorum. Bakma öyle, acımıyor artık içimdeki bi yer, sızlıyor bir tek.
İnsanlar bizim hakkımızda orda burda konuşurken, fısıldaşırlarken, senin kayıtsız oluşun acıtıyor. Hiç biri umrumda değil inan, ben sadece keşke bu kadar yalnız olmasaydım. Keşke tüm bunların karşısında beraber dursaydık. Sen inanmıyorsun ama ben inanıyorum. Sen sevmiyorsun ama ben seviyorum. Biz herkese rağmen yanyana kalabilirdik. Beraber olamazdık ama yanyana kalabilirdik.
Bugün, beni sevmeyişinden ağlamıyorum. Çocukken kaybettiğim oyunlardan çekip giderken şimdi şu an hiç bir yere kımıldayamamama ağlıyorum. Şehirler gezip, kilometreler katedip senden kaçamayışıma ağlıyorum. Binlerce kilometre, bu ülkenin etrafında dört döndüm içimdeki yangına su bulabilmek için. Ama kaçamadım işte..
Kaçtığım tüm şehirlerde sen vardın. İnsanlar kaybettikleriyle, içlerinde veya yanlarında kalanlarıyla yaşarmış. Düşünüyorum senden bana ne kaldı diye, hiç bir şey!
Bi kahve, bi gece, bi gün, bi kahvaltı..
Bi öpüş, bi gülüş, bi fotoğraf.
Tam bir yıl olmuş, ellerine tutunmayalı.
Ve senin, seni ne kadar özlediğim hakkında hiç bir fikrin yok..
Bilirsin, kahvaltının mutlulukla bi alakası olmalı derler. Düşün ki, senle yapmışım ben kahvaltımı, gözlerinin içine bakmışım, gülmüşüm sonra..Sen bilmemişsin..
(Source: queen110)
Reblogged from dengeliinsandelidir, 5 notes (237 plays), April 22, 2012
“işte ben yıllar yılı yarı ölü yarı diri
o hiçliğe yazdım bunca ketum şiiri”
1 note (192 plays), April 20, 2012
2 notes, April 11, 2012
Suyun rengi ne kadar güzel değil mi? Yanaş bana adam. Ellerini koy kalbime. Saçlarımı okşa. Alnıma değdir dudaklarını.
Kalbindeki hüznü sokma denize. Arın da gel mutsuzluklarından. Küçük balıkların nefeslerini kirletme. Kaçma dalgalardan. Korkma, onlar insanlar kadar tehlikeli değil.
Şu karşıdaki ufuk çizgisini görüyor musun? Hadi oraya gidelim. Aşkın acıyla aynı renk olmadığı o yere. Güneşin doğuşunu izleriz belki ve batışını. Tekrar tekrar aşık oluruz belki birbirimize.
Kalbine şemsiye tutma. Bırak ıslanalım. Bırak alabora olsun acılarımız. Gidelim biz. Başka kıyılara gidelim.
Ölürken birbirimizin gözlerine bakabileceğimiz bir yere.
Reblogged from vitrindekiturta, 21 notes, April 11, 2012
I
Bazı zamanlar oluyor; yalnızlığımı trene bindirip sonsuz raylar üzerinde yol almasını istiyorum. Birbirimizden kurtulmamız gerek. Ya ben gideceğim ya da o.
Onun gitmesini istiyorum; çünkü ben hiçbir zaman tam olarak gidemedim. Denediğim çok sefer oldu. Tam anlamıyla başarıyordum ki onlar benden gitti. Bana kalan tek şeyse arkalarından el sallamak oldu, tıpkı yalnızlığımı uğurlarken olacağı gibi.
Yalnızlığım.. onunla birlikte olduğumuzda hüzün ev sahibimiz oluyor. Lafın gelişi mutlu mesut yaşıyoruz. Oysa o kadar hırpalanıyoruz ki.. biliyoruz, biz asla birbirimize ait değiliz. Tekrar tekrar denemenin lüzumu yok. Birimiz muhakkak gitmeli. Gidecek olsam bile öyle kolay da gidemem ben. Gözüm arkada kalır. Sürekli geride kalanı düşünürüm, nasıl şimdi iyi mi diye. Belki de en çok bu fedakârlığım yüzünden kaybettim. Ben değer verdikçe onlar yanlış algıladı. Beni basamak olarak kullanıp başka zamanlara yolculuk yaptılar. Onlar giderken bile iyi olmalarını istedim. Belki de onları nefret edecek düzeyde sevemediğim içindir, kim bilir.
II
Merdivenleri koşarak çıkıp, bilet satılan yere hızlı adımlarla ilerledim. Biletçi gözlüğünün üstünden bakarak “iki kişilik mi” dedi. Şaşırdım öncelikle, yalnızlığım herkes tarafından görülebiliyor mu? Evet dedim, iki kişilik. El çabukluğuyla birkaç saniyede bileti kesti. Uzattığı gibi kaptım elinden bileti. Hızlı adımlarla ilk vagona doğru ilerledim.
Birkaç yere göz gezdirdikten sonra oturacağımız yeri seçtim. Pencere kenarına geç dedim, seversin sen etrafı seyretmeyi. Sıcacık bir tebessüm etti birazdan olacaklardan haberi yoktu. Gözlerime baktığında, sigara içip geleceğim dedim. Yüzü düştü. İkimiz de biliyorduk oysa sigara içmediğimi. Başını hafifçe salladı peki anlamında. Hemen dışarı attım kendimi, is dolu havayı içime çekerken, bir yandan onu izliyordum. Başını öne eğmiş, düşünceli bir şekilde oturuyordu. O zaman anladım, ne kadar kırgın olduğunu, ne kadar da yorgun duruyordu. Ama ben kendimden son derece emindim. Ne olursa olsun yapacaktım bunu. Saat 23.27’yi gösterdiğinde tiz bir ses duyuldu, trenin harekete başlaması için. Bana bakmasını istiyordum, son defa. Başını çevirmiyordu bile. Belki de bırakılıp gitmenin burukluğunu yaşıyordu. Tren yavaş yavaş yol alıyordu ve ben öylece bakakaldım ardından.
Ve şimdi o denli tek başıma kaldım ki yalnızlığım bile yok yanımda. Bu koca şehirde ne yapacağımı düşünerek merdivenleri indim. Köşeyi döndüğüm sırada karşılaştık onunla. O sıcacık tebessümü ve “gideceğimi mi sandın” bakışıyla. O zaman anladım yalnızlığımın peşimi bırakmayacağını. Ben ne kadar gitmesini istesem de beni asla terk etmeyeceğini. Birlikte karanlık şehre doğru yürümeye başladık. Dışarıdan bakanlar ise kendi karanlığında kaybolan birini görüyordu.
2 notes (4,848 plays), April 10, 2012